Ooooo Bonoboo, bonobo, bonobo, bonoboo.

(Source: vitamina-calcium)

I know monks masturbate at night,
That pet cats screw,
That some girls bite,
And yet
What can I do
To set things right?
Ernest Hemingway
Paris, 1922

I know monks masturbate at night,

That pet cats screw,

That some girls bite,

And yet

What can I do

To set things right?

Ernest Hemingway

Paris, 1922

Babamın Dustin Hoffman’a benzemesiyle imtihanı vol. I
Soldan sağa: Leonard Cohen, Dustin Hoffman

Babamın Dustin Hoffman’a benzemesiyle imtihanı vol. I

Soldan sağa: Leonard Cohen, Dustin Hoffman

hornrimmed:

Hiçbir şeyim yok ama taş gibiyim,En çok adamdan adam gibiyim,Hesapla kitapla işim olmaz,Hain değil insan gibiyim.

hornrimmed:

Hiçbir şeyim yok ama taş gibiyim,
En çok adamdan adam gibiyim,
Hesapla kitapla işim olmaz,
Hain değil insan gibiyim.

Doğan güne hükmümün geçmemesini boşver de, bari üzerime uygun gömlek bulabilseydim. Kadının “sana mı?” sorusuna “evet” cevabını verince sanki bekliyormuş gibi “yok” deyivermesi. Daha bir on yıl bir şey almaya kalkmam.

Ben de hep düşünürdüm bunları ama asla böyle coşkunca dile getiremedim.İşte Türk amatör pornosuna (ki profesyoneli var mı ki?) maruz kalmış bir bünyenin serzenişi:

“gülsem mi, ağlasam mı yoksa gülerken düşünsem mi, ağlarken otuzbir mi çeksem mi bilemedim kardeşlerim. gülüyorum kusura bakmayın ama sinirden gülüyorum, ağlanacak halimize gülüyorum. şimdi sorarım size şu amına kodumunun sikişi bu kadar zor bir şey mi ? çok mu büyük meziyetler gerektirir bu sikiş ?… sesin güzel değilse şarkı söyleyemessin. ama bu amına kodumunun sikişini herkes yapar, sikişirsin arkadaş zamanla daha iyi olursun, sikiştikçe açılırsın, sikiştikçe coşarsın. peki ülkemizde bu durum neden böyle aziz dostlarım ? hayır, şaka yapmıyorum ve sakın ha sakın burdaki izlediğimiz görüntülerin istisna olduğunu düşünmeyin. bunlar yurdumuzda yapılan binlerce sikişten bir kuple olarak önümüze sunulan, ülkemizin acı gerçekleri…”

Bir Garip Rüya ya da Glen Drover ve Ağabeyinin Aşırı Acıklı Hikâyesi
Az sonra anlatacağım fantastik hikaye gerçek bir rüyadır.
 Güneşin en güzel hallerinin hissedildiği bir öğle sonrası Dave Mustaine,Chris Broderick, Glen Drover, Shawn Drover ve adını bilmediğim bir kişi daha şu filmlerde gördüğümüz görkemli Amerikan inşaatlarından birinin gölgesinde yol almaktadır. Kahramanlarımız binanın tepesinden raylı bir sistemle iki otomobilin indirildiğini hatta neredeyse fırlatıldığını görürler. Glen Drover ve abisi Shawn ” ehuehue oğlum biz de yapalım lan bunu” derler. Dave’in nevri döner adeta bu cümle karşısında ve ağır bir siktir çeker Glen Drover’a. Chris Broderick’in hemen yanı başındaki varlığına güvenerekten ağır laflar eder Glen’e ve gruptan atar. 
 Bir sonraki sahnede Glen’in ağabeyi Shawn Drover’ı inşaatın tepesinde görürüz. Çocukça eğlence isteğini gidermek için bir teknik eleman bulup inşaatın tepesinden aşağıdaki yola raylı bir sistem kurdurur. Arabanın inşaatın tepesine nasıl çıkarıldığı meçhuldur. Fakat sistem arızalıdır. Shawn yukarıdan arabayı salar ama araba rayın açığından dolayı yola çok sert bir şekilde düşer. Teknik eleman da “ya ne olacağıdı?” minvalinde birkaç laf eder. İşte o an sapsarı saçları kızıl güneşte parlayan büyük ego Dave Mustaine’i görürüz. Çok sinirlenmiştir ama belli etmez. Yüzünü tam dönmeden, başını hafifçe Shawn Drover’a çevirir ve sesinin tüm ihtişamıyla: “Hadi bakalım Shawn Efendi daha nelerini göreceğiz. Kardeşin gitti, sıra sende! Senin de suyun ısındı!” der ve oradan ayrılır. İşin ilginç yanı, bunları kusursuz bir Türkçe ile söyler. Sonra ise yatıştırıcı sesiyle anlatıcı dahil olur hikâye’ye ve şunları söyler: 
” Shawn birşey diyemedi. Her nedense cüretkâr adamları seviyordu ve ara sıra şeytanın alarmının kurulması gerektiğine inanıyordu”
Anlatıcı bunları söylerken Shawn Drover basketbol forması (San Antonio’ydu herhalde) ve bol kaprisi (kapri) ile motosikletine binmiş kızıl güneşe doğru ilerlemektedir. 
Fotoğraftakiler soldan sağa: Glen Drover, Shawn Drover. 

Bir Garip Rüya ya da Glen Drover ve Ağabeyinin Aşırı Acıklı Hikâyesi

Az sonra anlatacağım fantastik hikaye gerçek bir rüyadır.

Güneşin en güzel hallerinin hissedildiği bir öğle sonrası Dave Mustaine,Chris Broderick, Glen Drover, Shawn Drover ve adını bilmediğim bir kişi daha şu filmlerde gördüğümüz görkemli Amerikan inşaatlarından birinin gölgesinde yol almaktadır. Kahramanlarımız binanın tepesinden raylı bir sistemle iki otomobilin indirildiğini hatta neredeyse fırlatıldığını görürler. Glen Drover ve abisi Shawn ” ehuehue oğlum biz de yapalım lan bunu” derler. Dave’in nevri döner adeta bu cümle karşısında ve ağır bir siktir çeker Glen Drover’a. Chris Broderick’in hemen yanı başındaki varlığına güvenerekten ağır laflar eder Glen’e ve gruptan atar. 

Bir sonraki sahnede Glen’in ağabeyi Shawn Drover’ı inşaatın tepesinde görürüz. Çocukça eğlence isteğini gidermek için bir teknik eleman bulup inşaatın tepesinden aşağıdaki yola raylı bir sistem kurdurur. Arabanın inşaatın tepesine nasıl çıkarıldığı meçhuldur. Fakat sistem arızalıdır. Shawn yukarıdan arabayı salar ama araba rayın açığından dolayı yola çok sert bir şekilde düşer. Teknik eleman da “ya ne olacağıdı?” minvalinde birkaç laf eder. İşte o an sapsarı saçları kızıl güneşte parlayan büyük ego Dave Mustaine’i görürüz. Çok sinirlenmiştir ama belli etmez. Yüzünü tam dönmeden, başını hafifçe Shawn Drover’a çevirir ve sesinin tüm ihtişamıyla: “Hadi bakalım Shawn Efendi daha nelerini göreceğiz. Kardeşin gitti, sıra sende! Senin de suyun ısındı!” der ve oradan ayrılır. İşin ilginç yanı, bunları kusursuz bir Türkçe ile söyler. Sonra ise yatıştırıcı sesiyle anlatıcı dahil olur hikâye’ye ve şunları söyler: 

” Shawn birşey diyemedi. Her nedense cüretkâr adamları seviyordu ve ara sıra şeytanın alarmının kurulması gerektiğine inanıyordu”

Anlatıcı bunları söylerken Shawn Drover basketbol forması (San Antonio’ydu herhalde) ve bol kaprisi (kapri) ile motosikletine binmiş kızıl güneşe doğru ilerlemektedir. 

Fotoğraftakiler soldan sağa: Glen Drover, Shawn Drover. 

Selam Vermenin Dayanılmaz Ağırlığı
“Selam vermek asla sadece selam vermek değildir. Zor olan basit oynamaktır”
Simon Cruyff

Bu akıllara zarar alıntıdan sonra başımdan geçen bir “selamlaşamama” hikayesini anlatmak istiyorum. Geçen Kuzey yemekhane’nin önündeki merdivenlerden yurda doğru yol alıyorum. Karşıdan da fazla muhabbetimin olmadığı ama kesinlikle tanıştığım bir kız geliyor. Geçerken yüzüne baktım, o da baktı çevirdi başını. Ben bakmaya devam ettim.Böyle de pis bir huyum var, selam versin diye geçen tanıdığın yüzüne kilitlenmek. Sonra kız bir daha çevirdi başını bana. En sonunda beni birkaç adım geçtikten sonra silik bir “merhaba” sesi duydum. Hiç yoktan iyiydi tabi fakat kızın artık selam menzilinde olmaması ve selam menzilini geçtikten sonra selam vermesi beni kısa süreli felç etti. Bu durumun ne kadar fena olduğunu ve nasıl telafi edebileceğimi düşünerek yurda döndüm. Selam vermek bu kadar zor olmamalıydı. Belki de benden bekledi. Bu durumda suçlayacak kimse yoktu ortada. Ayrıca pi de 3 alınmıştır. Kızın o gün üzgün, yorgun ya da argın olup olmadığı hesaba katılmamıştır.

Selam Vermenin Dayanılmaz Ağırlığı

“Selam vermek asla sadece selam vermek değildir. Zor olan basit oynamaktır”

Simon Cruyff

Bu akıllara zarar alıntıdan sonra başımdan geçen bir “selamlaşamama” hikayesini anlatmak istiyorum. Geçen Kuzey yemekhane’nin önündeki merdivenlerden yurda doğru yol alıyorum. Karşıdan da fazla muhabbetimin olmadığı ama kesinlikle tanıştığım bir kız geliyor. Geçerken yüzüne baktım, o da baktı çevirdi başını. Ben bakmaya devam ettim.Böyle de pis bir huyum var, selam versin diye geçen tanıdığın yüzüne kilitlenmek. Sonra kız bir daha çevirdi başını bana. En sonunda beni birkaç adım geçtikten sonra silik bir “merhaba” sesi duydum. Hiç yoktan iyiydi tabi fakat kızın artık selam menzilinde olmaması ve selam menzilini geçtikten sonra selam vermesi beni kısa süreli felç etti. Bu durumun ne kadar fena olduğunu ve nasıl telafi edebileceğimi düşünerek yurda döndüm. Selam vermek bu kadar zor olmamalıydı. Belki de benden bekledi. Bu durumda suçlayacak kimse yoktu ortada. Ayrıca pi de 3 alınmıştır. Kızın o gün üzgün, yorgun ya da argın olup olmadığı hesaba katılmamıştır.

Messi Huzuru
Şimdi bu arkadaşın adı Lionel Messi. Malumunuz, kendisi F.C. Barcelona (mes que un club)’da futbolcu. Lakin başlıktan da az birşey anlaşılacağı üzere, futboldan bahsetmek istemiyorum ben. Messi’nin benim nezdimde temsil ettiği tatlı huzur asıl bahsetmek istediğim şey. Bu kısa boylu adam (ki bu kendisine biraz daha sempati duymamı sağlıyor, boylarımızın benzerliğinden kaynaklanıyor olsa gerek) “iş”inde en iyisi. “İş”ini yaparken başka birşey düşünmüyor gibi. Bigbang’miş, Cern’deki patlamaymış, Scarlett Johansson’un çıplak fotoğraflarıymış yok! Lan ben boktan bir Etimoloji vizesinde bile on beş dakika sonra etrafı incelemeye başlıyorum, bırak El Klasiko’yu, Şampiyonlar Ligi’ni.
Bir de sevgilisi var Messi’nin. Burada bile bir alçakgönüllülük çıkıyor karşımıza. Yani alçakgönüllülük dediysem yanlış olmasın, kız çirkin falan değil (hem o nasıl ilişkilendirme amk). Aksine gayet de kedi canlı bir kız. Şimdi saf abazan kafasıyla düşünelim azıcık : “Oğlum, milyon dolarlar kazanıyor herifler, ben olsam götürmediğim karı kalmazdı amk!” Bakıyoruz Messi’nin sevgilisine, o da Messi gibi “sıradan”, sokakta görsen dönüp ikinci kez bakmazsın. Adam demiyor, “Şu Victoria’s Secret’a gideyim de iki hatun kaldırayım.” 
Şu adamın bir kere de çıkıp kendiyle ilgili en ufak övücü bir şey söylediğini de görmedim. Bakıyorsun hep başkaları övüyor onu, o da nazikçe kabul ediyor övgüleri. Yavşak C.Ronaldo gibi “gencim, güzelim, seni üzerim”lere girmiyor. 
Barcelona nasıl bir kulüpten daha fazlasıysa, Messi de bir futbolcudan daha fazlası benim için. Hatta Messi’nin bana futbol dışında ifade ettikleri daha önemli. 
Messi, insanın kendisi ile barışık olması demek.
Messi, başarılı olup da şımarmamayı başarmak demek.
Messi, olduğun yerde mutlu olabilmek demek.  
Messi, moda olanı değil kendine yakışanı giymek demek.
Messi, biraz da elindekinin değerini bilmek demek. 
Ya da bunların hepsi yanlış, Messi aslında piçin önde gideni. Olsun en piçimiz böyle olsun. Kız, oğlanı aldatmasın; aldatacaksa Messi’yle aldatsın. 

Messi Huzuru

Şimdi bu arkadaşın adı Lionel Messi. Malumunuz, kendisi F.C. Barcelona (mes que un club)’da futbolcu. Lakin başlıktan da az birşey anlaşılacağı üzere, futboldan bahsetmek istemiyorum ben. Messi’nin benim nezdimde temsil ettiği tatlı huzur asıl bahsetmek istediğim şey. Bu kısa boylu adam (ki bu kendisine biraz daha sempati duymamı sağlıyor, boylarımızın benzerliğinden kaynaklanıyor olsa gerek) “iş”inde en iyisi. “İş”ini yaparken başka birşey düşünmüyor gibi. Bigbang’miş, Cern’deki patlamaymış, Scarlett Johansson’un çıplak fotoğraflarıymış yok! Lan ben boktan bir Etimoloji vizesinde bile on beş dakika sonra etrafı incelemeye başlıyorum, bırak El Klasiko’yu, Şampiyonlar Ligi’ni.

Bir de sevgilisi var Messi’nin. Burada bile bir alçakgönüllülük çıkıyor karşımıza. Yani alçakgönüllülük dediysem yanlış olmasın, kız çirkin falan değil (hem o nasıl ilişkilendirme amk). Aksine gayet de kedi canlı bir kız. Şimdi saf abazan kafasıyla düşünelim azıcık : “Oğlum, milyon dolarlar kazanıyor herifler, ben olsam götürmediğim karı kalmazdı amk!” Bakıyoruz Messi’nin sevgilisine, o da Messi gibi “sıradan”, sokakta görsen dönüp ikinci kez bakmazsın. Adam demiyor, “Şu Victoria’s Secret’a gideyim de iki hatun kaldırayım.” 

Şu adamın bir kere de çıkıp kendiyle ilgili en ufak övücü bir şey söylediğini de görmedim. Bakıyorsun hep başkaları övüyor onu, o da nazikçe kabul ediyor övgüleri. Yavşak C.Ronaldo gibi “gencim, güzelim, seni üzerim”lere girmiyor. 

Barcelona nasıl bir kulüpten daha fazlasıysa, Messi de bir futbolcudan daha fazlası benim için. Hatta Messi’nin bana futbol dışında ifade ettikleri daha önemli. 

  • Messi, insanın kendisi ile barışık olması demek.
  • Messi, başarılı olup da şımarmamayı başarmak demek.
  • Messi, olduğun yerde mutlu olabilmek demek.  
  • Messi, moda olanı değil kendine yakışanı giymek demek.
  • Messi, biraz da elindekinin değerini bilmek demek. 

Ya da bunların hepsi yanlış, Messi aslında piçin önde gideni. Olsun en piçimiz böyle olsun. Kız, oğlanı aldatmasın; aldatacaksa Messi’yle aldatsın.